Mustafa Paşa Belediyesi
Menü
Ziyaretçi Anketi
Döviz Kuru
TCMB Döviz Kuru
ABDDOLARI Alış
2.1673
Satış2.1712
EURO Alış2.8435
Satış2.8486
TL
TL
TL
TL
Son Kaybımız

CUMALİ APAYDIN
E-Kitap
Başkan
Başkandan
Saat & Tarih
Yeni Evlenenler
Yönetici Girişi
Kullanıcı Adı

Parola



Sinasosu Keşfetmek

Keşfedilmeyi bekleyen konakları ile Mustafapaşa (Sinasos)

 


 Eski kaynaklardan Mustafapaşa'yı araştırmaya başladığımda, daha önce Sinasos adıyla bilinen bu yerin aslında bugünkünden çok daha görkemli ve düzgün bir yapılanmaya sahip olduğunu gördüğümde fazlasıyla şaşırdığımı söyleyebilirim. Ancak bu şaşkınlık kısa sürede yerini hafif bir burukluğa ve hüzne terk etti. Devraldığımız değerleri gerektiği gibi koruyamamanın ağır yükünü bir kez daha omuzlarımda hissetmeye başladım.      Gerçekten de insan bu güzel Kapadokya kasabasını gezerken neden her şeyin olduğu gibi bugüne aktarılamadığını kendine sormadan edemiyor. Kuşkusuz 1923-1924 yıllarında yaşanan mübadele Sinasos'un kaderini baştan aşağıya değiştirmiş. Mübadele sonrası burada yaşayan Rum nüfus Yunanistan'a, Yunanistan'da yaşayan Türk nüfus ise buraya göç ettirilmiş. Binlerce insan evlerinden, anılarından koparılmış. Sonuç malum, hiç kimse gittiği yere tam uyum sağlayamamış ve özlem yaşam boyu ortak duygu haline gelmiş. Mustafapaşa, Kapadokya'nın tam ortasında Ürgüp'e 5 km uzaklıkta bulunan küçük bir beldemiz. Osmanlı Devleti döneminden beri Rumlar ve Türkler iç içe yaşamışlar burada. O dönemlerin Sinasos'unda Rum nüfus büyük bir ağırlığa sahipmiş. Rum nüfusun çoğunlukta olduğu diğer Anadolu köyleri gibi Sinasos'da da, ciddi bir zenginlik göze çarpıyormuş.     

 

 

Ancak Sinasos'un zenginliği biraz daha fazlaymış; çünkü burada oturan Rumların çoğu İstanbul'da ticaretle uğraşan büyük iş adamlarından oluşuyormuş. Osmanlı Devleti döneminde bizim kapitülasyon adını verdiğimiz yabancılara tanınan hakların, azınlıkların ticarete yönlenmelerini ve kısa sürede zenginleşmelerini sağladığı bir gerçek. Her şeyden önce zenginlik, bununla birlikte hayata bakış ve yaşamı algılayışla paralel olarak gelişen iyi inşa edilmiş evler, görkemli kamu yapıları, daha organize bir sosyal yaşam... İşte tüm bunlar Sinasos'u diğerlerinden daha farklı kılan özellikler.   

Havyar ve lakerdadan gelen zenginlik


 Sinasos'u aslında bir kadınlar köyü olarak adlandırırsak sanırız yanlış olmaz. Köyün erkeklerinin çalışma yaşına geldiklerinde, genellikle 13-14 yaşından itibaren İstanbul'a gittikleri biliniyor. İstanbul'da sürekli iş kurmuş olan Sinasosluların yanı sıra hiç de azımsanmayacak sayıda mevsimlik olarak çalışmaya gidenler de var. İstanbul'a gidip de sürekli iş kurmuş olanlar 5-6 yıldan önce geri dönmezlerdi. Bazen bu ayrılıklar 10-15 yılı bulurdu. Mevsimlik olarak gidenler ise, ilkbaharda yola çıkıp sonbaharda geri dönerlerdi. Büyük kervanlarla yapılan bu yolculuklar oldukça ilginçti. Törenlerle uğurlanan kervanlar yine törenlerle karşılanırdı. O yıllarda kervanla Sinasos'dan İstanbul'a ulaşım yaklaşık 20 gün sürüyordu. Köyün kadınları bu ayrılık dönemlerinde büyük bir sabırla erkeklerinin geri dönmesini beklerlerdi. Türkler, Sinasos'da bağ ve bahçe işlerinde Rumların yanında çalışırlardı. Bağcılık çok gelişmişti. Kadınlar kendi kullanımları için üzümden şarap ve pekmez üretirlerdi.     İstanbul'daki havyar üreticilerinin tamamını Sinasoslular oluşturuyordu. İstanbul'da bulunan 40 kadar Rum loncasından biri olan Sinasos Loncası daha çok deniz ürünleri, tuzlanmış balık ve havyar satışında tekel haline gelmişti. Boya ve gemicilik sektöründe de yoğun olarak çalışan Sinasoslular, elde ettikleri geliri memleketlerinin gelişimi için harcamaktan çekinmiyorlardı. Bu nedenle 1800'lü yıllarda Kapadokya'da en gelişmiş ticaret ve kültür merkezinin Sinasos olduğu söylenebilir. 1890 yılında yapılan bir nüfus sayımına göre Sinasos'da 4500 Rum ve 600 Türk-Müslüman nüfus yaşıyordu. Sinasos bu yıllarda Rumların önemli eğitim ve dini merkezlerinden biriydi. Bu konumu sonucu Sinasos'da inşa edilmiş çeşitli kamu binaları, birçok kilise, okul, gazino, çeşmeler, hamam ve sağlık ocağı gibi yapıların yanı sıra otel ve iş yerleri de bulunuyordu.      Sinasos'da o dönemde 1840 yılında açılan Erkekler Okulu ve 1872 yılında açılan Kızlar Okulu olmak üzere iki büyük eğitim kurumu vardı. Bu okullarda zamanın en ileri eğitimi uygulanıyordu. Erkekler Okulu'nun 1500 kitaptan oluşan büyük bir kütüphanesi bulunuyordu. O yıllarda iki doktoru ve bir eczanesi ile gelişmiş bir sağlık ocağına sahip olan köyün, belki de en dikkat çekici yapılarını evleri oluşturuyordu. Çünkü zengin Rumlar arasında özellikle 1860'lı yıllardan sonra Sinasos'da yeni ve gösterişli evler yapmak eğilimi hızla gelişmeye başlamıştı. Bu aslında İstanbul'da iyi para kazanıldığını da göstermeye yarayan bir araçtı sanırım. Belki de eşlerden çocuklardan ayrı sürdürülen yaşamın bir kefaletiydi. Bugün birçoğu yıkılarak günümüze ulaşmamış olan bu evlerin halen görülebilir olanları bile bize Sinasos'un görkemi hakkında fikir vermek için yeterlidir.

 

Tipik bir Sinasos Rum evi 


  Sinasos evlerinin tamamının Karadenizli Türk taş ustalarının eseri olduğu bilinmektedir. Sinasos'daki Rum evlerinin hepsi avluludur. Avlu, çoğu zaman dış avlu biçiminde olmakla birlikte iç avlulu olanları da vardır. Avlunun giriş bölümünde genellikle ahır bulunur. Avlunun altında çoğunlukla kayaya oyulmuş olarak şırahane denilen bölüm vardır. Burası şarap ve içki imalatının yapıldığı bölümdür. Şırahane bir merdivenle avluya açılır. Evler genel olarak iki katlıdır. Evin önemli odaları üst katta bulunurken, mutfak ve kiler zemin katta yer almaktadır. Mutfakta kayaya oyulmuş ya da taştan yapılma fırın ve tandır ocakları dikkati çeker. Çoğu evde odalarda şömine, gömme ahşap dolaplar ve duvara oyulmuş nişler bulunur. Bu nişlerin içi devrin usta ressamlarına yaptırılmış duvar resimleri ile süslenmiştir. Ayrıca tavan kenarlarında veya odanın herhangi bir yerinde sıva üzerine boyanarak yapılmış resim ve süslemeler bulunabilir. Tavanlar genellikle ahşap kaplamadır ve bizim göbekli tabir ettiğimiz şekilde ahşap işçiliği ile süslenmiştir. Hemen hemen her evde bir de ikona odası bulunmaktadır. İkona odaları genellikle zemin katta ya da zeminin altında yapılıyordu. İkona odalarının küçük bir şapel biçiminde tasarlanmış ve içi resimlenmiş olanlarına da rastlanmaktadır. Bu oda ailenin ibadet yeriydi. Sinasos evlerinde taşıyıcı sistem olarak kemerler dikkati çeker. Çatılar düz teras şeklindedir. Sonradan Türk evlerine benzer şekilde ahşap ve kiremit örtülü tavan kullanımına da rastlanmıştır. Birçok konakta çıkma şeklinde yapılmış küçük balkonlar dış cepheye ayrı bir güzellik katarlar.

 

Dizi Turizmi'nin tavaf mekanları 


 Mustafapaşa'da dizi turizminin etkisiyle bazı konakların yoğun bir şekilde ziyaretçi akınına uğradığını biliyoruz. Ancak Mustafapaşa'ya gelenlerin ne kadarı beldenin ara sokaklarını geziyor ve birbirinden güzel evlerin hikayesini merak ediyor bilemiyorum. Her birisi sanat eseri olan bu evlerin mimari detayları, içlerindeki duvar resimleri, kabartma süslemeleri, çok özel ustalar getirilerek yaptırılmış şömineleri ve mükemmel taş işçiliklerinin yanı sıra, beni daha çok bu evlerde önceden yaşayan insanlar, yaşanmış aşklar, anılar, özlemler ilgilendiriyor. Her ev derin bir hikayeye sahip aslında. Keşke bugün bütün yaşanmışlıklara tanıklık etmiş, konuşabileceğimiz insanlar olsaydı. Anlaşılan o ki, evlerin duvarlarına düşülmüş küçük notlardan, kapı tokmaklarına sinmiş hasretlerden bilgi almaya, çocuklara, torunlara anlatılmış anılardan iz sürmeye çalışacağız Mustafapaşa sokaklarında. Geçmişle günümüzü birbirine sımsıkı bağlayan bu anılar kadar canlı başka ne olabilir ki?    

Peribacaları diyarı Kapadokya'da eski mi eski, şirin mi şirin sessiz, sakin bir kasabadır. Eski adı Sinasos olarak bilinen günümüz Mustafapaşa'sı. Bir zamanlar henüz köy olduğu yıllarda Rumlarla Türklerin bir arada yaşadığı bu kasabada kilisenin çan sesleri ve camii minaresinden yükselen ezan sesleri birbirine karışmıştır. 1924 yılında yapılmış olan nüfus değişimine (mübadele) kadar kasabada 600 Rum ve 150 Türk aile yaşıyormuş.     On yıla yakın bir süredir, yakın tarihimizin önemli konularından biri olan ve çeşitliyayınlarda ‘Göç', ‘Büyük Göç', ‘Mübadele' veya ‘Nüfus Mübadelesi' olarak adlandırılan olay sıklıkla dile getirilmekte, bilimsel çalışmalara konu oluşturmaktadır. 30 Ocak 1923 yılında, İsviçre'nin Lozan kentinde ‘Türkiye ile Yunanistan Arasında İmzalanan Sözleşme ve Protokol' başlıklı hukuki düzenleme ile Batı Trakya dışında yaşayan Müslüman ahali ve İstanbul, Bozcaada ve Gökçeada dışındaki Türkiye'de yaşayan Ortodoksların mübadil olarak karşılıklı göçü zorunlu kılınmıştır. Tam sayıları bilinmese de bu zorunlu göç ile iki milyona yakın insan doğduğu, büyüdüğü ve ‘vatan' bellediği toprakları bırakarak başka diyarlara göç ettirilmişlerdir. Yanlarına, taşıyabilecekleri kadar eşya alan mübadiller taşınmaz mallarını geride bırakmak zorunda kalmışlardır.     Yüzlerce yıl birlikte ve barış içinde yaşayan Türklerle Rumlar, 1924`de birbirlerinden gözyaşları içinde ayrılmışlar.
Giden Rumların yerine Yunanistan`ın Kastorya kentinin Jerveni köyünden gelen mübadiller yerleştirilmiş. 
Mübadiller geldikleri yerlerin havasını Anadolu`nun içlerine taşımış. Bunu bugün bile hissetmek olanaklı. Kasabanın yarısını oluşturan mübadiller Makedonca konuşmayı hâlâ sürdürüyor; yemeklerini, müziklerini ve geleneklerini de yaşatıyor.